25 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan, 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı Haber Bülteni’ne göre, Türkiye’de kişi başı hekime müracaat sayısı 12,2’ye yükseldi. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre toplam başvuru sayısı 1 milyar 47 milyon 877 bin 901 olarak kaydedildi. 35 ülkenin karşılaştırıldığı listede Türkiye, Güney Kore’nin ardından ikinci sırada yer aldı. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan verilerde; toplam hekim sayısının ise 2024 yılında yüzde 8,3 artarak 221.133’e çıktığı, 100 bin kişiye düşen hekim sayısının 258, diş hekimi sayısının ise 59 olduğu kaydedildi. Kişi başı 12,2 başvuru oranı, Avrupa Birliği ortalaması ve OECD ortalamasının çok üzerinde seyrederken, sağlık sisteminin kapasite ve verimlilik tartışmalarını da beraberinde getirdi.
BU REKOR, GERÇEKTE TEDAVİYE ERİŞEMEMENİN SONUCUDUR
Bu veriler ilk bakışta sağlık hizmetlerine erişimin yüksek olduğunu gösteriyor gibi sunulsa da, özellikle kamu ağız ve diş sağlığı hizmetleri açısından bu tablo bir başarı değil, sistemsel bir tıkanıklığın açık göstergesidir. Çünkü kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde artan başvuru sayısının temel nedeni, hastaların tedaviye erişebilmesi değil, tedavi olamamasıdır.
KAMU AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİNİN VEHAMETİ
Bugün kamu diş hekimlerine 10 dakikada bir yeni hasta randevusu verilmektedir. Bu sistem içerisinde bir diş hekimi günlük ortalama 30 hastaya maruz kalmaktadır.
Oysa diş hekimliği;
* Her biri girişimsel işlem olan,
* Ön hazırlık gerektiren,
* Sterilizasyon ve dezenfeksiyon zorunluluğu bulunan,
* 4 el kuralı ile yürütülmesi gereken,
* Hasta bilgilendirme yükümlülüğü olan,
* Aydınlatılmış onam alınması zorunlu olan,
* En az 30 dakika süren komplike girişimsel işlemlerin uygulandığı bir tıbbi disiplindir.
BAŞVURU SAYISINDA DÜNYA İKİNCİSİ OLMAK
Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıyan başvuru sayısının gerçek nedeni tedavi edilemeyen hastaların tekrar tekrar başvurmak zorunda kalmasıdır. Bu tablo yalnızca vatandaş açısından değil, meslektaşlarımız açısından da ağır bir yıkım oluşturmaktadır.
Bugün kamu diş hekimleri;
* Bilimsel standartların dışında çalışmaya zorlanmakta,
* Ağır hasta yükü altında mesleklerini icra edememekte,
* Tıbbi ve hukuki risk altında bırakılmaktadır.
YÖNETİM KRİZİNİN SEBEBİ TIP KÖKENLİ VE YARDIMCI SAĞLIK PERSONELİ KÖKENLİ YÖNETİCİLERDİR
Bugün kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin, diş hekimliği disiplininin iç dinamiklerini bilmeyen; tıp kökenli ya da yardımcı sağlık personeli kökenli yöneticiler tarafından planlanması ve yürütülmesi sonucunda ortaya çıkan tablo ortadadır:
•Süre baskısı altında niteliksizleşen hizmet,
* Tamamlanamayan tedaviler,
* Tekrar eden başvurular,
* Tükenmiş hekimler ve
* Memnuniyetsiz hastalar.
BU ŞEKİLDE GİDEMEZ
Bu anlayış aynı şekilde devam ederse kaçınılmaz sonuçlar şunlar olacaktır:
* Tedavi süreleri daha da kısalacak, komplikasyon ve malpraktis riskleri artacaktır.
* Tekrarlayan başvurular nedeniyle istatistiksel “yoğunluk” büyüyecek ancak gerçek tedavi oranı düşecektir.
* Hekim tükenmişliği ve kamudan ayrılma eğilimi hızlanacaktır.
* Vatandaşın kamu hizmetine güveni zedelenecektir.
* Sağlık harcamaları artacak ancak etkinlik azalacaktır.
SORUN YÖNETİM MODELİDİR
Diş hekimliği; kendi klinik gerçekliği, süre parametreleri ve organizasyon ihtiyacı olan bağımsız bir disiplindir. Bu alan, ancak liyakatli diş hekimi yöneticiler tarafından yapılandırıldığında rasyonel, bilimsel ve sürdürülebilir bir düzene kavuşabilir. Aksi halde bugün “rekor” diye sunulan tablo, yarının daha derin bir sistem krizine dönüşecektir.